Caddebostan · İstanbul / 0 532 400 88 98
Uzmanlık
Retinatedavileri
Anasayfa/Retina Tedavileri/Sarı Nokta Hastalığı Tedavisi

"Retina; gözün en ince ve hassas tabakasıdır. Bu hassas alanı milimetrik bir titizlikle ele alıyoruz..."

Sarı Nokta Hastalığı (Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu): Belirtileri, Tanısı ve Tedavisi

Bir kitap okurken, sevdiklerinizin yüzüne bakarken ya da trafikte yol işaretlerini ayırt etmeye çalışırken gözünüzün tek bir küçük noktasına ne kadar bağımlı olduğunuzu hiç düşündünüz mü?

Sarı nokta hastalığı muayenesi: biyomikroskop ile retina ve makulanın ayrıntılı değerlendirilmesi

Gözünüzün En Değerli Noktası

Retinanın tam merkezinde yer alan makula, halk arasında sarı nokta olarak bilinen bu küçük ama hayati bölge, yalnızca birkaç milimetre genişliğinde olmasına karşın keskin ve renkli görmenin neredeyse tamamından sorumludur. Çevre görüşünüz kaybolduğunda bile günlük yaşamı bir ölçüde sürdürebilirsiniz; ancak sarı nokta işlev göremez hale geldiğinde okumak, yüz tanımak, bağımsız hareket etmek giderek zorlaşır ve zamanla imkânsız hale gelebilir.

İşte yaşa bağlı makula dejeneresansı, kısaca YBMD ya da halk arasında bilinen adıyla sarı nokta hastalığı, tam da bu noktayı hedef alan, sinsi ve ilerleyici bir göz hastalığıdır.

Neden Olur?

Gözümüz yaşlandıkça retinanın altındaki destek sistemi de yıpranmaya başlar. Pigment epitel adı verilen bu ince tabaka, sarı noktadaki görme hücrelerini beslemek ve metabolik atıkları temizlemekle görevlidir. Yaşla birlikte bu temizleme mekanizması aksamaya başlar; hücre artıkları birikerek sarı noktanın altında küçük sarımsı yığıntılar oluşturur. Bunlara drusen denir ve sarı nokta hastalığının en erken işareti olarak kabul edilir.

Druseler başlangıçta hiçbir belirti vermez. Süreç ilerledikçe hastalık iki farklı yol izleyebilir.

İki Farklı Hastalık Gibi: Kuru ve Yaş Tip

Kuru Tip, Yavaş ama Sinsi

Hastaların büyük çoğunluğunda görülen kuru tipte, sarı noktanın altındaki destek tabakası zamanla bölgesel olarak işlevini yitirir ve solar. Bu sürece tıp dilinde coğrafik atrofi adı verilir. Görme kaybı genellikle yıllar içinde yavaş yavaş gelişir; bu yüzden hastalar çoğunlukla erken dönemde farkında bile olmaz.

Kuru tip için henüz hastalığı tamamen durduran bir tedavi bulunmamaktadır. Ancak belirli antioksidan ve mineral takviyelerinin ilerlemeyi anlamlı ölçüde yavaşlattığı büyük ölçekli araştırmalarla kanıtlanmıştır.

Yaş Tip, Az Görülür ama Çok Yıkıcıdır

Vakaların yalnızca onda birini oluşturmasına rağmen kalıcı ve ileri görme kayıplarının büyük bölümünden sorumlu olan yaş tipte, vücut hasarlı bölgeyi "onarmaya" çalışırken paradoks bir tepki geliştirir: Sarı noktanın altındaki damar tabakasından anormal yeni damarlar filizlenir. Ne var ki bu damarlar son derece kırılgan ve geçirgendir; kısa sürede sıvı ve kan sızdırarak sarı noktadaki görme hücrelerini tahrip eder.

Hastalar çoğunlukla şöyle tarif eder: "Düz çizgiler bir anda eğrildi" ya da "Okurken harflerin ortası kayboluyor." Bu belirtiler vakit kaybetmeden göz hekimine başvurulması gereken erken uyarı sinyalleridir.

Kimler Daha Fazla Risk Altında?

Sarı nokta hastalığını yalnızca yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak görmek doğru değildir. Bazı faktörler riski belirgin biçimde artırır.

Değiştirilemeyen faktörler:

  • 65 yaş üzeri olmak
  • Kadın cinsiyeti, hastalık kadınlarda hem daha sık hem daha erken başlar
  • Açık göz ve ten rengi, güneşin zararlı ışınlarına karşı daha az doğal koruma
  • Aile öyküsü, anne, baba ya da kardeşinde sarı nokta hastalığı olan kişilerde risk 3 ila 6 kat daha yüksektir

Değiştirilebilen faktörler:

  • Sigara, sarı nokta hastalığıyla ilişkisi en güçlü kanıtlanan yaşam tarzı faktörüdür; sigara içenlerde risk 2 ila 4 kat daha yüksektir ve bırakıldığında risk azalmaya başlar
  • Kontrol altına alınmamış yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıkları
  • Uzun yıllar boyunca güneş koruyucusuz geçirilen süre
  • Antioksidan açısından yetersiz beslenme alışkanlıkları
Optik koherens tomografi ile sarı noktanın ayrıntılı değerlendirilmesi
Optik koherens tomografi ile sarı noktanın ayrıntılı değerlendirilmesi

Nasıl Anlaşılır? Belirtiler ve Tanı

Sarı nokta hastalığının erken evresinde çoğu zaman hiçbir belirti olmaz. Hastalık ilerledikçe şu yakınmalar ortaya çıkabilir:

  • Düz çizgilerin eğri veya dalgalı görünmesi
  • Okurken harflerin silik, eksik ya da bulanık görünmesi
  • Görme alanının merkezinde karartı veya gölge
  • Renklerin soluk algılanması
  • Az ışıklı ortamlarda görme güçlüğü

Bu belirtilerden herhangi birini fark ettiğinizde zaman kaybetmeden bir göz hekimine başvurmanız önemlidir.

Tanıda kullanılan başlıca yöntemler şunlardır:

Göz dibi muayenesi: Göz bebeği büyütülerek yapılan bu temel muayenede sarı noktadaki drusen, kanama, sıvı birikimi ve skar dokusu gibi bulgular tespit edilir. 50 yaş üzerinde yılda en az bir kez yaptırılması önerilir.

Optik Koherens Tomografi (OKT): Sarı nokta hastalığının tanı ve takibinde bugün en sık kullanılan yöntemdir. Retinanın katmanlarını son derece ince ayrıntıyla görüntüler; sıvı birikimini, sarı noktadaki kabarıklıkları ve doku kayıplarını boyasız ve ağrısız biçimde ortaya koyar. OKT anjiyografi ise boya enjeksiyonuna gerek duymaksızın anormal damar yapısını ayrıntılı olarak haritalayabilen daha yeni bir teknolojidir.

Flöresein ve İndosiyanin Yeşili Anjiyografi: Kola verilen özel boya maddelerinin göz damarlarından geçişinin görüntülendiği bu yöntemler, anormal damarların tam konumunu ve sızıntı düzeyini belirlemede hâlâ önemli rol oynar.

Amsler Izgara Testi: Eve götürülebilen bu basit testte bir kare ızgara üzerindeki çizgilerin çarpık, dalgalı veya eksik görünüp görünmediği sorgulanır. Her iki gözü ayrı ayrı ve düzenli olarak test etmeniz önerilir; ani bir değişiklik fark ettiğinizde o gün göz hekimine başvurulmalıdır.

Tedavide Neredeyiz?

Kuru Tip İçin: Yavaşlatmak Mümkün

Takviye Tedavisi, Hangi İçerikler, Neden?

Kuru tip sarı nokta hastalığında ilaç tedavisinin henüz sınırlı kaldığı yıllarda araştırmacılar farklı bir soruya odaklandı: Sarı noktanın ihtiyaç duyduğu besinleri dışarıdan verirsek hastalığın seyri değişir mi?

Bu soruyu yanıtlamak için 1990'larda başlatılan AREDS ve ardından gelen AREDS2 çalışmaları, binlerce hastanın yıllarca takip edildiği devasa araştırmalardır. Bu çalışmalar, belirli antioksidan ve mineral kombinasyonlarının orta ve ileri evre kuru tipte hastalığın ilerlemesini yaklaşık yüzde yirmi beş oranında yavaşlattığını ortaya koydu. Bu takviyeler hekimin önerisiyle kullanılmalıdır; her hastaya uygun değildir.

Bu bulgulardan yola çıkarak geliştirilen sarı nokta takviyeleri bugün pek çok farklı formülasyonla piyasada yer almaktadır.

Bilimsel temeli en güçlü bileşenler:

  • Lutein ve zeaksantin, sarı noktanın pigment tabakasında doğal olarak bulunan ve zararlı mavi ışığa karşı filtre görevi gören maddelerdir. Araştırmalar bu ikilinin hastalığın ilerlemesini yavaşlatmada etkin olduğunu göstermektedir.
  • C ve E vitamini, güçlü antioksidan etkileriyle sarı noktadaki görme hücrelerini hasara karşı korur.
  • Çinko ve bakır, sarı noktanın altındaki destek tabakasının sağlıklı çalışması için gereklidir. Yüksek doz çinko bakır emilimini azalttığından bu iki mineral birlikte formüle edilir.

Farklı preparatlarda yer alan ek bileşenler:

  • Omega-3 yağ asitleri (DHA ve EPA), sarı noktadaki görme hücresi zarlarının yapısal bileşenidir. İltihaplanmayı azaltıcı etkileri nedeniyle pek çok preparata eklenmektedir.
  • Astaksantin, deniz ürünlerinden elde edilen güçlü bir doğal antioksidandır. Göz dokusuna ulaşabildiği gösterilmiş olup bazı formülasyonlarda yer almaktadır.
  • Resveratrol, üzüm kabuğu ve bazı bitkilerde bulunan bu bileşik, antioksidan etkisinin yanı sıra anormal damar oluşumunu baskılayabileceğine dair bulgular nedeniyle bazı preparatlara eklenmektedir.
  • B vitamini kompleksi (B6, B9/Folat, B12), homosistein adı verilen ve yüksek düzeyde sarı nokta riskini artırabileceği düşünülen maddenin metabolizmasını düzenler.
  • Koenzim Q10, hücrelerin enerji üretiminde görev yapan ve yaşla birlikte azalan bu madde, antioksidan özellikleri nedeniyle bazı preparatlara dahil edilmektedir.
  • Bitkisel kökenli ekstraktlar, yaban mersini ekstresi, Ginkgo biloba ve siyah frenk üzümü ekstresi gibi bitkisel bileşenler, göz dokusundaki kan dolaşımını destekleyici etkileri nedeniyle çeşitli preparatlarda yer almaktadır.

Piyasadaki preparatlar bu bileşenleri farklı kombinasyonlarda ve farklı dozlarda bir araya getirmektedir. Hangi kombinasyonun sizin hastalık evrenize, genel sağlık durumunuza ve kullandığınız diğer ilaçlara uygun olduğuna göz hekiminiz karar verecektir.

Fotobiyomodülasyon Tedavisi (Valeda)

Kuru tip sarı nokta hastalığında son yıllarda gündeme gelen tamamlayıcı yöntemlerden biri de fotobiyomodülasyondur. Valeda Işık Dağıtım Sistemi ile uygulanan bu tedavide, farklı dalga boylarında düşük yoğunluklu ışık kullanılarak retina hücrelerinin işlevinin desteklenmesi hedeflenir. Ağrısız ve invaziv olmayan bu yöntem, belirli aralıklarla tekrarlanan seanslar şeklinde uygulanır.

Klinik çalışmalar erken ve orta evre kuru tipte umut verici sonuçlar bildirmiş olup ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) bu sistemi 2024 yılında onaylamıştır. Bununla birlikte uzun vadeli etkinlik ve geniş hasta gruplarına genellenebilirlik açısından bilimsel kanıtlar henüz olgunlaşma sürecindedir; bu nedenle tedavinin etkinliği tartışmalı olmaya devam etmektedir.

Fotobiyomodülasyon, standart tedavilerin yerini alan değil, onları destekleyen tamamlayıcı bir seçenek olarak değerlendirilmektedir. Uygun hasta seçimi büyük önem taşımakta olup bu tedavinin size uygun olup olmadığına göz hekiminiz karar verecektir.

Coğrafik Atrofi İçin Yeni Bir Umut

Sarı nokta hastalığının en ileri evresi olan coğrafik atrofi için göz hekimliği tarihinde önemli bir dönüm noktası yaşanmıştır: 2023 yılında ABD'de pegcetacoplan ve avacincaptad pegol adlı iki yeni ilaç, kompleman sistemi inhibitörleri olarak onay almıştır. Bu ilaçlar, atrofinin yayılma hızını yavaşlatan ilk onaylı ajanlar olma özelliğini taşımaktadır. Bu ilaçlar henüz Türkiye'de ruhsatlı değildir; haberdar olmanız açısından paylaşıyoruz. Yakın gelecekte ülkemizde de erişilebilir hale gelmesi beklenmektedir.

Sarı nokta hastalığında merkezi görme kaybının simülasyonu

Yaş Tip İçin: Anti-VEGF Devrimi

Son yirmi yılın göz hekimliğindeki en büyük gelişmelerinden biri, kuşkusuz anti-VEGF tedavisinin sarı nokta hastalığı sahnesine girmesidir. Bu devrim öncesinde yaş tip tanısı, çoğu hasta için hızlı ve durdurulamaz bir görme kaybı anlamına geliyordu.

Anti-VEGF ilaçlar, anormal damar büyümesini tetikleyen VEGF adlı proteini bloke ederek bu süreci durdurur. Göze yapılan çok ince bir enjeksiyonla uygulanan bu tedavi kısa sürer; hastalar genellikle günlük yaşamlarına aynı gün devam edebilir.

Bugüne kadar bu alanda birden fazla molekül geliştirilmiş ve klinik pratiğe girmiştir: ranibizumab, bevacizumab ve aflibersept bu grubun temel taşlarıdır. Her biri büyük klinik çalışmalarla etkinliğini kanıtlamış, hastaların büyük çoğunluğunda görme kaybının önüne geçmiş, bir kısmında ise görme düzeyini anlamlı ölçüde artırmıştır.

Anti-VEGF çağının en güncel adımı ise faricimabdır. Faricimab, yalnızca VEGF'i değil, damar geçirgenliğinde rol oynayan Ang-2 adlı ikinci bir proteini de eş zamanlı hedef alan çift etkili bir moleküldür. Klinik çalışmalar bu yaklaşımın enjeksiyon aralıklarını uzatma potansiyeli taşıdığını göstermekte olup uzun vadeli sonuçlar gerçek dünya verileriyle birlikte değerlendirilmeye devam etmektedir.

Tedavinin erken başlanması ve düzenli sürdürülmesi her zaman kritik önem taşır. Belirtileri fark ettiğiniz anda vakit kaybetmemek, tedavi başarısını doğrudan etkiler.

Diğer Tedavi Seçenekleri

Lazer tedavisi ve ışığa duyarlı ilaç kullanılan fotodinamik tedavi, belirli hasta gruplarında hâlâ uygulanmaktadır. Cerrahi seçenekler ise özel merkezlerde, uygun görülen vakalarda değerlendirilmektedir.

Tabağınız da Bir Tedavi Aracıdır: Beslenme ve Sarı Nokta Hastalığı

Göz sağlığı söz konusu olduğunda beslenmenin rolü uzun yıllar boyunca göz ardı edildi. Oysa sarı nokta, vücudun birim alana düşen enerji tüketimi en yüksek dokularından biridir ve bu enerjiyi büyük ölçüde dışarıdan aldığı besinlerden karşılar. Son yıllarda yapılan araştırmalar, bazı besinlerin sarı nokta hastalığı riskini azaltmada ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmada anlamlı rol oynadığını ortaya koymuştur.

Sarı Noktanızı Koruyan Besinler

Koyu yeşil yapraklı sebzeler, ıspanak, lahana, pazı, roka Sarı noktanın koruyucu pigmentini oluşturan lutein ve zeaksantinin en zengin diyet kaynaklarıdır. Düzenli tüketimlerinin sarı noktayı güçlendirdiği ve hastalık riskini azalttığı araştırmalarla gösterilmiştir.

Yağlı balık, somon, sardalya, uskumru, hamsi Sarı noktadaki görme hücrelerinin yapı taşı olan DHA yağ asidi açısından zengin olan bu balıklar, hücre zarlarının sağlıklı kalmasını destekler. Haftada en az iki kez tüketilmesi önerilmektedir.

Yumurta sarısı Lutein ve zeaksantinin en iyi emildiği besinlerden biridir. İçerdiği yağ sayesinde bu koruyucu maddelerin vücut tarafından kullanımı sebzelerden çok daha etkindir.

Turunçgiller ve kivi, portakal, greyfurt, limon C vitamini açısından zengin bu meyveler, sarı noktadaki görme hücrelerini oksidatif hasara karşı korur.

Fındık, badem, ceviz E vitamini ve sağlıklı yağ asitleri içermeleri nedeniyle antioksidan savunmaya katkıda bulunurlar. Ceviz ayrıca bitkisel omega-3 kaynağı olarak öne çıkar.

Yaban mersini ve koyu renkli meyveler, böğürtlen, vişne, mor üzüm Güçlü antioksidan içerikleriyle sarı noktadaki kan dolaşımını destekler ve iltihaplanmayı azaltmaya yardımcı olurlar.

Zeytinyağı ve Akdeniz diyeti Tek tek besinlerin ötesinde genel beslenme düzeniniz de büyük önem taşır. Zeytinyağı ağırlıklı, sebze ve balıktan zengin, işlenmiş gıdadan uzak Akdeniz tipi beslenmenin sarı nokta hastalığı riskini azalttığı ve ilerlemeyi yavaşlattığı birden fazla büyük araştırmayla ortaya konmuştur.

Neleri Azaltmalısınız?

Beyaz ekmek, şekerli içecekler ve işlenmiş tahıllar gibi kan şekerini hızla yükselten besinlerin sarı nokta hastalığı riskini artırdığı gösterilmiştir. Kızartmalar ve hazır gıdalarda bulunan doymuş ve trans yağlar da benzer şekilde olumsuz etki yaratmaktadır.

Düzenli Muayene ve Erken Tanı: YBMD'ye Karşı En Güçlü Silahınız

Sarı nokta hastalığının en sinsi özelliği, erken evrede hiçbir belirti vermemesidir. Drusenler sarı noktanızda birikmeye başladığında, hatta doku kaybı küçük bir alanla sınırlıyken, görmeniz tamamen normal hissettirmeye devam edebilir. Hastalık ancak belirgin bir aşamaya ulaştığında fark edildiğinde ise önemli bir tedavi penceresi çoktan kapanmış olabilir.

Bu nedenle düzenli göz dibi muayenesi, sarı nokta hastalığına karşı alınabilecek en önemli önlemlerden biridir.

Kim? Ne Zaman?

50 yaş üzerindeki herkes için yılda en az bir kez göz dibi muayenesi önerilmektedir. Bu muayenede gözbebeği büyütülerek sarı nokta ayrıntılı biçimde incelenir; henüz belirti vermemiş druseler, renk değişiklikleri ve erken doku kayıpları tespit edilebilir.

Ailenizde Sarı Nokta Hastalığı Varsa

Sarı nokta hastalığının önemli bir kalıtsal boyutu vardır. Anne, baba ya da kardeşinde bu hastalık tanısı bulunan kişilerde risk, genel topluma kıyasla 3 ila 6 kat daha yüksektir. Aile öyküsü, göz hekimlerinin en dikkatli değerlendirdiği risk faktörlerinden biri olmaya devam etmektedir.

Ailesinde sarı nokta hastalığı öyküsü olanlar için öneriler şunlardır:

40'lı yaşlardan itibaren muayeneye başlamak: 50 yaşını beklemeden göz dibi kontrolüne girmek, erken bulguların zamanında yakalanması açısından büyük önem taşır.

Daha sık aralıklarla kontrol: Yılda bir muayene bu grup için yeterli olmayabilir; hekiminiz risk durumunuza göre daha sık kontrol önerebilir.

Kardeşleri ve çocukları uyarmak: Sarı nokta hastalığı tanısı alan her hastanın birinci derece yakınlarını bu konuda bilgilendirmesi, aile içi erken tanı zincirini başlatır. Bu basit bir konuşma, bir yakınınızın görme kaybını önleyebilir.

Evde Amsler ızgara testi: İki gözü ayrı ayrı ve düzenli olarak test etmek için idealdir. Çizgilerde ani bir bozulma ya da merkezi alanda karartı fark edildiğinde randevu beklemeksizin o gün göz hekimine başvurulmalıdır.

Kendinizi Korumak İçin Yapabilecekleriniz

  • Sigara içiyorsanız bırakın, bu tek adım sarı nokta hastalığı riskinizi önemli ölçüde düşürür
  • Tansiyonunuzu ve kalp-damar sağlığınızı düzenli olarak takip ettirin
  • Dışarıdayken ultraviyole koruyuculu güneş gözlüğü kullanın
  • Koyu yeşil sebzeler, renkli meyveler ve haftada en az iki kez yağlı balık tüketin
  • 50 yaşından itibaren yılda en az bir kez göz dibi muayenesini aksatmayın
  • Gözlerinizden birinde ani bir görme değişikliği fark ederseniz o gün göz hekimine başvurun

Son Söz: Beklememek, En İyi Stratejidir

Sarı nokta hastalığı, modern göz hekimliğinin en aktif araştırma alanlarından biridir. Yalnızca birkaç yıl önce tedavi seçeneği bulunmayan evrelerde bile bugün umut verici yaklaşımlar mevcut ya da geliştirme aşamasındadır. Ancak tüm bu gelişmelerin size faydası olabilmesi için erken tanı şarttır. Görmenizde fark ettiğiniz en küçük değişikliği hafife almayın, sarı noktanız bir kez kalıcı hasar gördükten sonra geri dönmek çok daha güçtür.

Muayenehanemizdeki Yaklaşımımız

Sarı nokta hastalığı, her hastada farklı bir seyir izleyen ve tedavi kararlarının bireysel olarak şekillendirilmesini gerektiren karmaşık bir süreçtir.

Muayenehanemizde her hastayı güncel tanı yöntemleriyle ayrıntılı biçimde değerlendiriyor; hastalığın evresine, genel sağlık durumuna ve bireysel ihtiyaçlara göre mevcut tedavi seçeneklerini bir bütün olarak ele alıyoruz.

Amacımız yalnızca tedavi etmek değil; her hastamızı doğru bilgiyle donanmış, süreci anlayan ve kararlara ortak olan bir birey olarak görmektir.

İçeriği Hazırlayan
Prof. Dr. Hande Çeliker
Uzmanlık
Retina ve Vitreoretinal Cerrahi, Uvea Hastalıkları, Behçet Hastalığı, Glokom, Prematüre Retinopatisi, Katarakt ve Akıllı Mercek Cerrahisi
Son Güncelleme
Site Editörü İletişim
editor@handeceliker.com / 0 532 400 88 98
Bilimsel Kaynaklar
Bu sayfadaki bilgiler; American Academy of Ophthalmology (AAO), European Society of Retina Specialists (EURETINA), European Society of Cataract and Refractive Surgeons (ESCRS) ve American Society of Cataract and Refractive Surgery (ASCRS) kılavuzları, Türk Oftalmoloji Derneği (TOD) ve Türk Neonatoloji Derneği eğitim yayınları, ulusal rehberler ve hasta bilgilendirme paylaşımları, PubMed/MEDLINE’da yer alan güncel hakemli bilimsel makaleler, sistematik derlemeler ve meta-analizler, Cochrane Library’de yer alan tanı ve tedavi yöntemlerine ilişkin sistematik derlemeler, uluslararası ve ulusal hakemli oftalmoloji dergileri esas alınarak hazırlanmıştır.

Tıbbi Bilgilendirme: Bu içerik, Prof. Dr. Hande Çeliker tarafından güncel bilimsel kaynaklar doğrultusunda hazırlanmış hasta bilgilendirme metnidir. Her hastanın değerlendirmesi ve tedavi planı kişiye özeldir; bu nedenle içerik hekim muayenesinin yerine geçmez. Göz sağlığınızla ilgili bir şikâyetiniz veya tıbbi endişeniz varsa, gecikmeden bir göz hastalıkları uzmanına başvurmanız önerilir. Her cerrahi veya girişimsel işlemde sonuçlar kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. İşlem öncesinde hekiminizden detaylı görüş almanız önerilir. Ayrıntılı bilgi için Tıbbi İçerik ve Hasta Bilgilendirme Politikamızı inceleyebilirsiniz.

Randevu & İletişim

Muayene randevusu

Randevu talebi, ikinci görüş veya aklınıza takılan tek bir soru için muayenehanemize ulaşabilirsiniz. Talepleriniz en kısa sürede yanıtlanır.

Randevu ve bilgi hattı 0 532 400 88 98